Meyhaneciler kraliçesi sevgili dostum, canım arkadaşım Beyza Gürbüzer benim 'Meyhaneci Oluyorum 'adlı yazıma iki yorum bırakmış. O kadar güzeller ki, yorum bölümüne yazıldıkları için atlanırlar, okunmazlar diye korktum, buraya almak istedim. Beyzacığımın izniyle... Gönlüne, beynine sağlık Beyza!
Kendine has ortamı, yiyecekleri, içecekleri, çalışanları, müziği, müşterisi, adetleri, ahbaplığı, adabı ile başlı başına bir kültür(ü) olan, kimimizin semtine bile uğramadığı kimimizin ise vazgeçemediği, uğruna neler neler kaybetmeyi göze aldığı mekanımız.
Meyhane denince aklıma hep sıcak sohbetlerin döndüğü, samimi atmosferi olan mekanlar ve feleğin çemberinden geçmiş ama efendiliğini bozmamış; görmüş geçirmiş insanlar gelir. Meyhaneler yemek yenen, içki içilen restoranlara benzerler ama değildirler; içki içtiğimiz barları da andırırlar ama farklıdırlar. Meyhaneleri farklı yapan sadece dekoratif özellikleri, menülerinin farklılığı değil kuşkusuz, daha çok anlayışı.
Meyhane başlı başına bir kültürü yansıtır aslında, içki içmenin adabını, sohbetin hasını. Bir de İstanbul’u anlatır. Meyhane kültürünün oluşmasına en büyük pay İstanbul’dur. Osmanlıdan önce Bizans’ta başlayan meyhane kültürü bugüne kadar bozulmadan geldi. Böyle bir doğal güzelliğe, tarihi dokuya sahip bir kentin hüzünle, aşkla, sevecenlikle, öfke ve acıyla dolu meyhaneleri ve meyhanelerin en baskı altında oldukları dönemlerde bile varlığını koruması İstanbul’u tanıyanları hiç şaşırtmıyor sanırım.
Aslında meyhane denince ilk akla gelen içki alemleri, berduşluk, düşkünlük olur. Nedense böyle bir kanı oluşmuştur toplumda. Gerçekten öyle midir? Duman olmayan yerden ateş çıkmaz kuşkusuz. Pek çok kulağı kesik, kabadayının, bu sokak okullarından yetiştiği de doğrudur ama meyhane kültürü, adabı farklıdır. Kör Agop’un mekanında, Onun sağlığında bir tek kavga dahi çıkmadığı söylenir. Yine, pek çok eski meyhanenin duvarlarını bu ülkenin yetiştirdiği aydınların, edebiyatçıların, şairlerin, sanatçıların fotoğrafları, eserleri süsler. Biraz da meyhanelerde yetişmişler, buralarda yaptıkları sohbetler de kendilerini geliştirmişlerdir. Evet, bilen bilir meyhaneleri, kıymetini de.
Meyhane
Kentin,kenar mahallesi.
Mahallenin,köhne meyhanesi.
Eski masalarda,mey şişeleri,
Ve yanlarında mezeleri.
Tezgahın gerisinde,yaşlı meyhaneci,
Yüzüne vurmuş geçmişin izleri.
Bir taraftan hizmet eder,izler herkesi,
Bir taraftan usul,usul içer meyini.
Masalarda,dalgın,soluk benizli
İnsanlar içiyor dertli,dertli.
Kiminin aklında terk ettiği sevgili,
Kimi arıyor terk ettiği seneleri.
Hepsinin aynı dertleri,
Özlüyorlar geçmişlerini.
Hatırlatmak istercesine eski günleri,
Kırık pikap söylüyor,eski nameleri.
Giriyorum içeri,
Selamlıyorum içerde mey içenleri.
Hoş geldin diyor,yaşlı meyhaneci.
Getiriyor mey şişesinde eski günleri.
Yanında mezesi eski sevgilileri.
Şimdi her biri gitti,dönmezler geri,
Yaşıyor hatıralarda,her birinin hayali.
İçiyorum; yudum,yudum,geçmişteki günleri.
Meze yapıp yanına,eski sevgilileri...
İbrahim Şevki Karanlık
28 Temmuz 2007 Cumartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)




0 yorum:
Yorum Gönder